Aşk- MeşkBak Bu Tutar!

Hayatının Kadınını Bulmak (Aslında Bulamamak) Üzerine

Bu içeriği ilk defa 11 Mart 2017‘de yayınlamıştım. Bugün 29 Ağustos 2017 ve yazdıklarımla ilgili hikaye uzun süre önce sona erdi. Hala sen ve diğer ziyaretçiler bu yazıya ulaşıyor, okuyor ve belki kendilerine pay çıkartıyor. O hikaye uzun süre önce sona erdi demiştim. O zaman eski hikayeyi değiştirmek için geç bile kaldık. Hadi hikayeyi baştan yazalım, satır satır her şeyi düzeltelim!

Tesadüflere inanır mıydınız? Ben bir zamanlar inanırdım. Artık tesadüf denilen bir şeyin olmadığına aslında bunların hepsinin birer tevâfuk olduğuna inanıyorum.

(Hala inanıyorum, galiba hayatınızda iyi şeylerin olması için kötü şeylerin olması gerekiyor. Üstelik bazen bunların üst üste olması gerekiyor.)

Bu kez çok farklı bir konu var ve bu yazı, bu blog üzerinde paylaştığım tam 600. yazım oluyor.

(Artık 773 yazı var. Bu 773 yazının hiçbirinde o veya ondan öncekiler olmayacak. Sonraki olacak mı onu da bilmiyorum… Soğudum lan vicdansızlar.)

Belki bunu ve anlatacaklarımı birer tesadüf sayabilirsiniz ancak ben kesinlikle tevâfuk olduğunu düşünüyorum. Baştan söyleyeyim, gündelik hayatın sikindirik sorunları üzerine sular seller gibi karalama yapma konusunda master yapmış bendeniz, galiba bu konuyu anlatırken tökezleyeceğim. Hem de fena halde tökezleyeceğim!

(Şimdi düşünüyorum da hiçte tökezlenecek bir şey falan yok. Oturduğum yerden hikayeyi baştan yazıyorum. Hiçte zor bir tarafı kalmadı artık.)

Aşk denilen şeye ömrüm boyunca inanmış olmama rağmen kendisini pek samimi bulmadığımı itiraf etmem lazım. O benim için tıpkı Almanya’daki kuzenler gibiydi. Böyle tam bi geliyorlar havasına giriyorsun ama aslında memlekete gelip sana uğramadan geri gidiyorlar,  öyle ve boktan bi mevzu. Halbuki ben ne kadar da romantik, kedi gibi bi adamım lan. Uğramaz mı hiç bu topraklara aşk?

(Yakın mertebe veya uzak mertebe “aşk” eylemine tekrar dahil olmayı planlamıyorum. İnancımı kaybettim, gemilerimi yaktım. Bundan sonra ben, ailem, kitaplarım ve şahsi hayallerim var. Beni gece gündüz soğutan klimamı da unutmamak lazım.)

Bugüne kadar gerçek aşkın birkaç kere kenarından köşesinden geçmeyi başarmış olsam da hayatının kadınını bulmam mevzusu akabinde sanırım ben de amatör aşık olarak sıçıp batırmış bulunmaktayım. Hayatımızın kadını diyorduk, babam şakayla karışık şekilde bu durumu şöyle özetliyor;

Rütbeli aşık Babolim’in bu sözüne sonuna kadar katıldığıma göre evet, sanırım bu kez hayatımın kadınını bulmuş ve fena halde aşık olmuş durumdayım.

(Babama bu değerli açıklaması için tekrardan çok teşekkürler. Maalesef ben onun kadar şanslı değilmişim. Yaptığım tüm saçma ve anlamsız şeyleri hak etmeyen tüm geçmiş sevgililerime kocaman kocaman teşekkürler! Anladığım kadarıyla hepiniz aynı b*ksunuz ve hiç biriniz yapılan saçmalıkları haketmiyorsunuz. )

Aşk filmleri veya şarkılarından bahsetmiyorum. Böyle bildiğiniz tüm hücrelerinizde istemekten bahsediyorum. Varlığından hiçbir zaman tam olarak emin olamadığınız bir şeyden artık emin olmanızdan bahsediyorum… Hep merak etmişimdir, insanların “hayatının kadının” nasıl bir şey olduğuydu. İnsanların her biri bu şahsı farklı şekillerde tasvir ediyor. O kadar adam betimlemiş bir de ben betimlersek ayıp olmaz ama değil mi?

(Betimleme işinde aylar önce başarısızmışım, hala başarısızım. Herkesin hayatının kadını olmayabilir. Bazı betimlemeler yanıltıcı illüzyonlardan ibaret olabilir, gün gelince şeklini değiştirebilir.)

Oturup yazsam IMDB 9.2  alacak bir senaryoyla, bir kaç ay kadar önce ben bu dünyalar güzeli kızla tanıştım. Olayı daha romantik hale getirip tanışma hikayemizi anlatmayı düşünmüyorum. Yalnız şu an bu satırları okuduğunuz blogun kendisini tanımamda büyük payı olduğunu bilmenizi istiyorum. İlk buluşmamızda ben bu kızı görür görmez, trafoya dalmış kedi gibi çarpıldım.

(Evet, zaten öncekilerinde de aynı b*k olmamış mıydı? Galiba hepsi aynı başlıyor, farklı ilerliyor ve aynı şekilde son buluyor. Yalnız IMDB konusunda hakkımı yemeyeyim. Film beklenmedik şekilde final yaptı. Başka bir filme dönüştü ve tekrar bir final yaptı. İlginç bi’ filmdi yani, oturup izlenebilir bence. Yine de bir daha kesinlikle başrolünde yer almak istemiyorum.)

Allah’ım boş zamanlarında hobi olarak mı yarattın sen bu güzelliğini? Cennette yer yok muydu da bu ay parçasını dünyaya gönderdin? Hadi bunların hepsi tamam da, neden bu meleği benim karşıma çıkardın?

Salatalığı yaradan güzel rabbim, neden?!

(Allah’ım şimdi anlıyorum ki bana yine dersimi vermek için güzel bir yol seçmişsin. Benim için bir yerlerde daha iyi bir şey saklıyor olma ihtimaline inanmaya başladım. Bence olsun. Yani olsa hiç fena olmaz.)

Tamam kötü biri değilim ama sevap points konusunda henüz level atlamış sayılmam . Farkında olmadan nasıl büyük bir sevap işledim acaba lan? Bunların cevabını şimdi bilmiyor olsam da umarım bir gün doğrudan tevâfukun yaradıcısından öğrenme şansına sahip olacağımdır. Bu arada tanrım teşekkürler!

(Tanrım tekrar teşekkürler! Bir şeylerin bu şekilde bitmesine üzülmüyor, aksine seviniyorum! Zararın nersinden dönersem kârdayım! Yine de bizzat tanışma fırsatımız olduğunda bu konu hakkındaki yorumlarını dinlemek isterim. Verdiğin iyi veya kötü tüm başlangıç ve bitişler için teşekkürler!)

Hayatının kadını diyorduk, ben bunu şu şekilde betimleyeceğim; yanında her şeyi yapabildiğin ve her hareketiyle seni mutlu etmeyi başaran kadındır.

(Bu tanımlamayı izninizle tekrardan yapmak istiyorum; her ne yaşanırsa yaşansın sizden vazgeçemeyen kadın hayatınızın kadınıdır. Dikkat buyrunuz, “vazgeçmeyen” demiyorum. “Vazgeçemeyen” diyorum. Aksi halde “seni seviyorum” demek, yaşadıklarınız ve diğer detayların tümü gereksizdir. Boşa geçen zamandır, yanılgıdır, yalandır…)

Aşk harbiden komplike bir şey… Oturup, yaşadıklarının gerçek olması ihtimalini hesaplamaya başlıyorsun. Bilmem kaç milyar insanın olduğu bir dünyada sen gel, bu melekle aynı ülkede doğ. Üstelik aynı yüzyıl dilimi içerisinde dünyaya gel. Bir de bunlar yetmiyormuş gibi sevgilisi ol iyi mi? Bence iyi ama bir taraftan da yok devenin bale pabucu yani.

(Abartılacak bir şey yok, farklı hayal kırılıklarına dönüşen insanlar her yüzyılda, her şehirde ve her şekilde karşınıza çıkabilirmiş. Buna bazen bir yağmur, bazen kar neden olurmuş. Üstelik öyle yanıltıcı çıkarmış ki, gerçekliğine şaşıp kalır, aklınıza sığdıramazmışınız.)

Nasıl oluyor, nasıl bitiyor bilmiyorum… Ama o kişi karşınıza çıktığı anda anlıyorsunuz. İçinize bir his doğuyor sanki… Sonra güzellik kavramı bir anda kayboluyor sizin için. Normalde dibinizin düşeceği ayıla bayıla bakacağınız karıya kıza bakmaya tenezzül bile etmiyorsunuz. Sanki bir anda gözünüzün önüne bir perde inmiş gibi. Yalnız bu perde öyle güzel bir perde ki, bir an bile şikayet etmeyi düşünmüyorsunuz.

(Teknik ve pratik olarak o perde tümüyle kalktı. Tekrardan Miranda Kerr ve Kate Upton’ı Instagram’dan takip ediyorum. Ha bir de alenen gördüğüm her güzel kıza bakıyorum.)

Bu sahneden sonra dünyanın en güzel kadınları sizin için sıradan birer insana dönüşüyor. Çünkü artık sizin için bir güzellik kavramı yok. Sadece o var ve o güzellik ile kusursuzluğun muhteşem birleşimi.

(Güzellik sizin için artık pek bir şey ifade etmiyor. Kusursuzluk ise yavan bir terime dönüşüyor. Tek istediğiniz tekrardan saçma birinin peşine düşmemek oluyor.)

Evlenmek için ayılıp bayılan arkadaşlarımı gördüğümde bilim adamlarının fareleri incelediği gibi arkadaşlarıma bakardım. Anlam veremiyorsunuz çünkü. Hele bir de bu gayet sıradan kızlar için ayılıp bayılan birilerini görünce mevzu hepten karman çorman bir hal alıyordu. İşte hayatınızın kadınını bulmak kavramını yakaladığınız anda asıl aradığınız şeyin yalın güzellik olmadığını fark ediyorsunuz. Belki diğer kızlar fiziğiyle veya götü başıyla başkaları için daha çekici geliyor olabilir. Hatta ahpaplarınız maymun iştah sahibi olsa bile sizin gönlünüz onunla tok.

(Annem ile ateşkes imzaladık. 28 Yaşıma kadar evlenmem konusunda baskı kurmayacak. O zamana kadar da yaşadıklarımı anca sindirip hazmederim diye düşünüyorum.)

Evlilikten yuva kurmaktan göt ata ata kaçarken bir anda kendinizi bütçe planı içinde buluyorsunuz. “Evlenip başımı yakamam, 40 yaşımda evlenirim yiaaa” diyen adam bir anda kaç çocuğumuz olsa, kaçı ona benzese diye düşünmeye başlıyor. Özel sipariş ile mi hazırlandı bu kız acaba diye soruyorsun kendi kendine… Her şeyi o kadar senin için ve her şeyi o kadar senki apışıp kalıp, sadece şükretmekle yetinebiliyorsun.

(Evlilik için kenara ayırdığım paranın bir kısmını “hiç yapılamayan bir evlilik teklifi” için çarçur ettim ve elimde patladı. Ulan ben o parayla yurt dışı tatiline bile kaçardım! 😀 Salak, dünyanın parasını verip yüzük almak ne demek? Hele bi ak koyun, kara koyun belli olsun. Bu acele, bu eminlik neden? Git iç, sıç, çatır çatır ye. Diğer erkeklerin yaptığı şeyleri yap işte. Annemler küçükken beni yataktan düşürmüşler. Galiba o düşüşün etkileri hala devam ediyor. Haaa, evlilik bütçemin kalanını seneye kadar tamamlayıp o paraya BMW alırım haberleri olsun. Bir daha da evlilik için para biriktirmeyi düşünmüyorum.)

Bir de korku var ki sormayın gitsin. Üzerinde Galatasaray formasıyla Fenarbahçe tirübüne girecek o mangal yürek bir anda korkak bir çocuğun yüreğine dönüşüveriyor. Normalde hiçbir kızın çekip gitmesini sallamayacakken biliyorsunuz, eğer o giderse hiçbir şey eskisi gibi olmayacak ve bir tarafınız hep yarım kalacak. Dahası belki inancınızı kaybedeceksiniz. Ben de korkuyorum ama ecele faydasının olmadığını da biliyorum.

(Her şey eskisi gibi olacak. Güneş tekrardan doğacak ve batacak. Yollar gide gide bitecek. Belki bir şeyler bir süre eksik kalacak ama bir sabah uyandığınızda eksik tarafınızı artık hissetmediğini fark edeceksiniz. İnancınızı kaybetmekten korkmayın ve mümkünse kaybedin. Bir gün umarım inanmaya değecek birini buluruz.)

Öyle veya böyle IMDB’den 9.2 alacak “Hayatının Kadınını Bulmak” isimli maceram bir şekilde sonuçlanacak. Hayat bana neler hazırladı bilmiyorum ama benim dilediklerimi hazırlamış olursa bu seferlik çok kıyak olur. Sonuç itibariyle sanırım onu buldum merkez! Şimdi bu işin sonu nereye varır bilmem ama yazı burada bitiyor. Bu iş olmazsa da ben çok fena bozulur, ikinci Nero yangınını çıkartıp Romayı yakarım sayın Romalılar haberiniz olsun.

(Olmadı merkez! Yine olmadı, yine olmadı. Hayat düşündüğümden daha kurnaz çıktı ve ters köşe yaptı. İkinci Nero yangını demişken, bazı olaylar insanı inanamayacağın boyutlarda etkiliyormuş blog.  Daha sigara yakmaya değmeyen insanlar için Nero yangını çıkartmaya gerek yok. Hatta arabayı garajdan bile çıkartmayalım mümkünse…)

Bu kategorinin bir sonraki yazısını sizden çok ben merak ediyorum. Devam yazısı geldiğinde de mutlaka buraya devam bağlantısı eklerim haberiniz ola. 

İnşallah hepiniz hayatınızın kadınını bulursunuz sevgiler Romalılar!

– Bu yazıda değişmeyen çok az şey var. Belki yazının bitiş notu sabit kalan tek nokta. Bu kategorinin bir sonraki yazısını inanın çok merak ediyorum. Hepinizin hayatınızın kadınına rastlamış olmanızı canı gönülden istiyorum. İnşallah hepiniz (ben dahil) hayatınızın kadınını bulursunuz sevgiler Romalılar! 

2 Yorum “Hayatının Kadınını Bulmak (Aslında Bulamamak) Üzerine

  1. Çağrı Mustafa Alkan Yanıtla

    Burak belki de bazılarımız başkalarının filmleriyizdir, olamaz mı olabilir 🙂 Yani netice itibariyle bir şeye yönelirsen o şey aksi yöne yöneliyor. Bu da bana başkasının filmi olma hissini çağrıştırıyor.

    1. Burak Göç Yazar Yanıtla

      Haklı olabilirsin Çağrı abi. Aslında hepimiz kendi hayatımızın başrolünü yaşıyoruz. Yalnız bazı sahnelerimizde farklı filmlerde konuk oyuncu oluyor olabiliriz. Çok mantıklı 🙂 Çok teşekkürler!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yeni yorumları ve yorumuma verilen cevapları e-postayla bana bildir.

Neredeyse 2 dakikadır buradasın 👏

Okudukların ilgini çekti mi?

E-posta bültenime katıl, ilgini çekecek daha çok içeriği seninle paylaşayım!