Al Pacino Biyografi Kitabı Yorumu - Lawrence Grobel - Burak Göç

Bak Bu Tutar!Okuduklarım

Al Pacino – Lawrence Grobel

Benim için Al Pacino dendiğinde akan sular duruyor. En sevdiğim film Godfather’ın başrolüyle kalbime giren Pacino’nun; Heat gibi baş döndüren, Sea of Love gibi güldüren, Frankie And Johnny gibi mutlu eden, And Justice for All gibi düşündüren filmlere hayat vermesi ve Shakespeare’a yakınlığıyla, Al Pacino sanat otogarımda tam bir idol! Sürekli okurlarımın bildiği üzere Al Pacino’nun tüm sinema külliyatını izlemiş ve Al Pacino Külliyatının En İyi 15 Filmi konulu bir blog yazısı yayınlamıştım.

O kadar filmi okunmuş pirinç gibi birer birer yutunca, insan tüm bu filmlerin arkasındaki adamın kişisel hayatını da açıkçası merak ediyor. Merakımızı gidermek için ne mutlu bize ki Al Pacino’nun tüm hayatına vakıf olabileceğimiz Lawrence Grobel’in kaleminden çıkan dolu dizgin bir biyografi kitabı var. Al Pacino’nun çocukluğu, gençliği, sinema kariyeri ve kişisel hayatından izler taşıyan bu biyografi kitabının, her Al Pacino hayranının kütüphanesinde yer alması gerektiğini düşünüyorum.

Al Pacino (Biyografi Kitabı) Yorumu – Lawrence Grobel

Lawrence Grobel tarafından kaleme alınan Al Pacino kitabı, birkaç ayda toplanan röportajlardan oluşan alenen bir biyografi kitabı değil. Elinizde tuttuğunuz kitap, Al Pacino ve Lawrence Grobel’in yıllar içindeki yaşanmışlıklarıyla hayat bulan ve yer yer kronolojik düzlemde Al’i tanıma şansına sahip olduğumuz adeta bir başyapıt.

Al Pacino ile henüz bıyıkları terlemediği dönemde tanışan ve ilk röportajını koparan Lawrence Grobel, sonraki yıllarda da sürekli olarak Al Pacino ile görüşmüş; röportajlar yapmış, yürüyüşlere çıkmış, birlikte tenis oynamış ve iş dışında Al ile yakın bir frekans kurmayı başarmış.

Bu saydıklarım sıradan bir kitap için önemsiz değerler olabilir ancak iş biyografi kitabı olduğunda, kuşkusuz bu gibi detayların ne kadar önemli olduğu açığa çıkacaktır. Birkaç minnak bölümü hesaba katmazsak kitabın genelinde soru-cevap diyaloglu bir akış durumu hakim. Al Pacino kitabı 303 sayfa olmasına rağmen göz korkutulacak cinsten değil. Diyalog temelli olduğundan kısa sürede bitirebilirsiniz (ben bir günde bitirmiştim). Kitabın bazı sayfalarında ise daha önce internette görmediğiniz Al’in ve ebeveynlerinin özel bazı fotoğraflarına yer veriliyor.

Al Pacino kitabına yapabileceğim hiç olumsuz eleştirinin olmaması beni baya mutlu etti. Eğer Al Pacino’nun tüm filmlerini veya en azından ikonik filmlerini izlemiş biri olarak bu kitabı elinize alırsanız, sizi mutlu edeceğine de eminim. Baştan sonra bir Shakespeare eseri okur gibi okudum, hayran kaldım ve böyle güzel kitapların Türkçeye çevrilip okurlarına kazandırıldığı için bu blog yazısını yazmayı kendime görev bildim.

Al Pacino Kitabından Alıntılar

“Hayat tarzı bana Hamlet’ten bir dizeyi hatırlattı: ‘Bir ceviz kabuğunda hapsolabilir ve kendimi sonsuz uzayın bir kralı sayabilirdim.’ Üç odalı dairesinde, eski robotların olduğu küçük bir mutfak, toplanmış bir yatağın kapladığı bir yatak odası, klozeti sürekli su kaçıran bir banyo ve Broadway yapımlarına set olabilecek bir oturma odası vardı. Bundan daha lüks yaşayan fakir tanıdıklarım vardı.”


“Sicilya kökenli Salvatore ve Rose Pacino’nun tek çocuğu, 25 Nisan 1940’da Doğu Harlem’de dünyaya gelmiş, ama ailesinin boşanmasıyla birlikte 1952’de, iki yaşındayken annesiyle Bronx Hayvanat Bahçesi’nin yakınındaki dede evine taşınmıştı.”


“Takma adı Sonny olsa da arkadaşları onu sıklıkla ‘Aktör’ diye çağırırmış. Okul hayatı boyunca yaramaz bir çocuk olsa da lisede oyunculuk yeteneği sayesinde başarılı olmuş. Ama asıl istediği beyzbol oyuncusu olmakmış.”


“Robert De Niro: ‘Al, yıllar boyunca birçok rolde oynadık. İnsanlar bizi birbirimizle kıyaslamaya, bizi birbirimize karşı kışkırtmaya ve ayırmaya çalıştı. Samimi olmak gerekirse ben bu kıyaslayamayı hiç anlamadım. Benim çok daha uzun, lider bir tip olduğum aşikar. Şaka bir yana, sen bizim neslimizin en iyi aktörü olabilirsin. Benim dışımda tabii ki.’”


“Risk ne? Risk almamak risk. Aksi taktirde ilerleyemez, kendini tekrar eder durursun. Ben risk alan birisi gibi hissetmiyorum ama yine de içimde çelişkiyi uyandıran bir şey var ve bunu gittiğim her yerde buluyorum.”


“Oyuncu olmak zor. Ruhunu alıp duvara çarpıyorsun.”


“Hiç sıkılmıyorum. Einstein gibi. Bir keresinde adamın teki Einstein’la buluşmaya geç kalmış ve beklettiği için özür dilemiş. ‘Çok sıkılmış olmalısın,’ demiş adam. Einstein da cevap vermiş: ‘Sıkılmadım, düşünüyordum.’ Huzursuz hissettiğim oluyor ama sıkılmıyorum.”


“Eski bir laf var: Gösteriş, gereksiz olmadığı müddetçe kabul edilebilirdir.”


Yorumun mu Vardı? Buradan Alayım;

Bölüyorum ama... 🙂

Neredeyse 2 dakikadır buradasın. Facebook sayfama bir Like atarak bana destek olabilirsin. Teşekkürler! 👏👇