Al Pacino Külliyatının En İyi 15 Filmi - Burak Göç
Bak Bu Tutar!İzlediklerim

Al Pacino Külliyatının En İyi 15 Filmi

Dur dur, sakın hemen listeye geçme! Okumaya başlamadan önce bilmeni istediğim bazı şeyler var. Bu, alenen oluşturulmuş basit bir izleme listesi değil. Bu listede gerçek bir deneyim ve emek var. 2017 yılının Eylül ayından bugüne (bugün 9 Mart 2018) kadar izlediğim filmlerin %90’ı Al Pacino’ya aitti. Suç dramasının taçsız kralı Al Pacino’nun en iyi 15 filmini ayıklamak için üşenmeden, “Bu iyidir, bu kötüdür.” Ayrımı yapmadan bulabildiğim bütün filmlerini izledim.

Al Pacino’nun bilinen ilk filminde nefesimi tuttum, son filmde nefesimi saldım. Pacino ile süren 6 aylık sinema serüvenim boyunca onu; bir mafya babası, polis, uyuşturucu kaçakçısı, uyuşturucu bağımlısı, avukat, asker, gazeteci, yazar ve bir aşık rolünde onlarca farklı filmde görme şansına sahip oldum.

Yine de biliyorsun, film ve edebi ürünlerde kişisel beğeni diye bir şey var. Haliyle benim beğendiğimi sen, senin beğendiğini de ben beğenmeyebilirim. Bunu da göz önüne aldığımdan ötürü elimden geldiğince filmleri tek başıma izlemek yerine Babam ve kardeşimle birlikte izledim. İzlediğimiz filmlerden sonra her ikisinin de yorumlarını bir bir topladım.

Tüm bu çalışmanın sonucu olarak gerçekten izlenmeye değer ve hafızalarda unutulmayacak izler bıracak en iyi Al Pacino filmlerini topladığıma inanıyorum. İşte binbir emekle hazırladığım, Al Pacino külliyatının en iyi 15 filmi;

1- Godfather Part II – Baba 2 (1974) – IMDB: 9,0

Godfather Part II’de Baba Vito Corleone’nin çocukluk yılları ve kariyerinin erken dönemi konu alınıyor. Sıklıkla 1920’li yıllara geri döndüğümüz filmde ayrıca yeni dünyanın Godfather’ı Michael’ı ve Corleone ailesinin dümenini ele alışını izliyoruz. Vito’nun ölmesiyle birlikte mafya savaşları patlak veriyor ve Michael ailesini kurtarmak için cesurca ortaya atılıyor.

Yorumum:

Başrollerini Al Pacino ve Robert De Niro’cuğumun paylaştığı Godfather Part II ve Godfather’ın bendeki yeri neredeyse aynı. Hatta Godfather II’de Al Pacino başrol oyuncusu olduğu için oyunculuk performansına yakından görme şansına sahip oluyoruz. Godfather etkisinde kalmadan dürüstçe söylemek gerekirse; Al Pacino bir daha hiçbir zaman Godfather: Part II kadar kaliteli bir yapımda rol alma şansı yakalayamamıştır.

2- Godfather – Baba (1972) – IMDB: 9,2

Godfather, vaktiyle Amerika’daki büyük suç örgütü aileleri arasında başlamaya yüz tutan kanlı bir savaşı ve Corleone ailesi tarafında yaşanan gelişmeleri anlatıyor. Filmin üstünden tam 45 yıl geçmesine rağmen Godfather efsanesi sinema severler için hala aynı yerini korumaya devam ediyor. Godfather bir film değil, o bir efsane!

Yorumum:

Daha önce hazırladığım bazı listelerde, Godfather’ın en sevdiğim filmlerden biri olduğunu söylemiştim. Al Pacino’nun tüm filmlerini izlemiş olmama rağmen hiçbirinde Godfather’ın tadını bulamadım. IMDB sahnesinden 9.2 kapan Godfather, bence Al Pacino’nun kariyerinin zirve basamaklarıydı. Tüm külliyatı bitirdikten sonra artık bunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.

3- Heat – Büyük Hesaplaşma – (1995) – IMDB: 8,2

1995 sinemasının baş döndüren yapımlarından biri olan Heat, harika bir senaryoyla, Al Pacino ve Robert De Niro ikilisini tekrar başrolde görme şansını yakaladığımız, eşsiz bir lezzet. Neil ve profesyonel suç ekibi büyük paralar kazanmak için bankalar ve zırhlı araçları soyuyor. Mesleğini zirvede bırakmaya karar veren ekip, son bir büyük vurgun yaparak tüm kariyerlerini sonlandırmayı planlıyor. Derken bu sefer peşlerine düşecek olan normal bir polis Vincent Hanna tüm soygunun seyirini değiştiriyor.

Yorumum:

Heat’i en az Godfather ve listedeki diğer filmler kadar ilgi çekici buluyorum. Robert De Niro ile başrollerin paylaşıldığı bu film, yıllar sonra Al Pacino’dan tekrar bir Godfather performansı izlemek gibi bir şeydi. Oyunculuk, senaryo ve tüm detaylarıyla Heat izleyeceğiniz en kusursuz ve pürüzsüz filmlerden biri.

4- Scarface – Yaralı Yüz – (1983) – IMDB: 8,3

Scarface, ilk defa 1932 yılında Howard Hawks’ın başrolünü canlandırdığı benzersiz bir filmdi. Senaryosuyla büyük ilgi uyandırmayı başaran film, 80’li yıllara geldiğimizdeyse Al Pacino’nun başrolüne geçmesiyle tekrardan çekildi.

Scarface’in asıl çizgisi aynı tutulsa bile 1932 yılındaki filmin senaryosu birazcık törpülendi. Bu kez ekranlarımızada, 80’lerin Miami’sinde kendi suç krallığını kuran megaloman Kübalı uyuşturucu lordu Tony Montana’yı izledik.

Yorumum:

Al Pacino, bir şekilde Godfather’ı ıskalayan herkesi Scarface’i ilr ensesinden tutmayı başarmıştı. Godfather, onu efsanevi bir suç draması aktörü haline getirirken, Scarface de tacı oldu. Scarface, sonunu bilmeme rağmen kendimi tekrar tekrar izlemekten alıkoyamadığım nadir ve başarılı filmlerden biri.

5- Sea of Love – Aşk Denizi – (1989) – IMDB: 6,8

New York dedektiflik ve soruşturma masasında bir memur olan Frank Keller, etrafında işlenen cinayetlere dair kritik bir ipucu yakalar. Görünüşe göre katil, kurbanlarını gazeteye verdiği çöpçatanlık ilanlarına göre bulmaktadır. Elindeki tek ipucu bu olan Frank, katile ulaşmak için katilin istediği gibi bir şiir hazırlar ve katille randevulaşmaya çalışır. Tabii katili ararken bir de onlarca yanlış alarm kadınla görüşmesi gerekiyor.

Yorumum:

Al Pacino’nun filmlerinin neredeyse tamamının “Suç” temalı olduğuna katılıyorum ancak arada Sea of Love gibi filmlerin çıkması, Al Pacino’nun kariyerinin tuzu biberi oluyor. Romantik komedi tarzındaki bu film, açık ara şimdiye kadar izlediğim gelmiş geçmiş en başarılı romantik komedi filmi örneklerinden biriydi.

Dip not: Yalnız o zamanlar sene 1989 ve Helen Cruger ablamız da erik gibiymiş maşallah, kütür kütür 😄

6- …And Justice for All – (1979) – IMDB: 7,4

…And Justice for All, Pacino’ya Oscar ödülü getiren ve erken dönem kariyerinin yolunu açan başarılı bir filmdi. 1979 yapımı filmde bu kez Al Pacino, karşımıza bir avukat olarak çıkıyor. Adalet sistemini eleştiren kara mizah türündeki film kesinlikle izlenmeye değerdi.

Yorumum:

Bu filmi izledikten sonra, aslında Al Pacino’nun suç konusunda olduğu kadar komedi konusunda da başarılı olabileceğini farketmiştim. Bir üst sırada yer verdiğim “Sea of Love” gibi efsane filmlerindeki performanslarını da …And Justice for All’ı izledikten sonra yakalamıştım. Bu film kesinlike bir “Sea of Love” değil ancak …And Justice for All, Al Pacino’nun en iyi mizahi filmlerinden biriydi.

7- Scent of A Woman – Kadın Kokusu – (1992) – IMDB: 8,0

Scent of A Woman’da, Al Pacino’yu kör ve emekli bir askeri subayı olan Frank Slade’i canlandırırken izliyoruz. Bir hazırlık sınıfı öğrencisi olan Chris O’Donnell ise Frank Slade’in ailesi tatildeyken ona refakat etmekle görevlidir. Tek sıkıntı, Franke’in kör olmasına rağmen tam bir manyak olması. O kadar manyak ki, bu adamın kör olması onu bir Ferrari sürmekten bile alıkoyamıyor.

Yorumum:

Tüm ailemle birlikte izlediğim Scent of A Woman, Al Pacino’nun en kesinlikle en iyi filmlerinden biriydi. Al Pacino’nun tüm filmlerini izleme fikrimi ateşleyen de Godfather’ın üstüne Scent of A Woman’ın bal kaymak gelmesi olmuştur.

Meşhur oyuncunun bu filmle birlikte Oscar’ı kucakladığını da unutmadan hatırlatayım istiyorum. Bu filmi izleyip de Frank’in “Huuuvaaa” gülüşünü taklit etmeyenin alnını karışlarım 😄

8- Insomnia – Uykusuz – (2002) – IMDB: 7,2

Will Dormer ve Hap Eckhart, güneşin 6 ay boyunca hiç batmadığı bir kasabadaki genç kızın cinayetini araştırmak üzere harekete geçerler. Aralarında bazı kişisel sorunların olmasının üzerine Will Dormer’ın sisten yanlışlıkla ortağı Hap’i öldürmesi filmin dönüm noktasını oluşturuyor. Dahası cinayeti sisten başka bir kişi daha görme şansı yakalıyor, o da o an peşlerinde oldukları katilden başkası değildir… Böylece film bir anda, kovalayan olurken kovalanan polisin filmine devşiriliyor.

Yorumum:

Pacino ve Hilary Swank’ın başrollerini paylaştığı, Christopher Nolan’ın yönettiği 2002 yapımı film, harika bir senaryonun muhteşem oyunculukla birleşimiydi. Filmin temposunun yüksek olmasında, Robin Williams’ın da payı büyük. Enfes bir lezzet, enfes bir tat. Dertleriniz yüzünden uykusuzluk çektiğinizi mi düşünüyorsunuz? Bu filmi izledikten sonra tekrar düşüneceksiniz.

9- Author! Author! – (1982) – IMDB: 6,1

Author! Author! Ivan Travalian’in gerçek hayat öyküsünün başarılı biçimde beyaz perdeye aktaran filmdir. Broadway’de oynanacak bir oyunun yazarı rolünde karşımıza çıkan Al Pacino’yu bu kez; evli, mutsuz ve çocuklu rolünde görüyoruz. O daldan bu dala zıplayan eşiyle çektiği sorunları anlatan film aynı zamanda, yazar olmanın insanın hayatını ne şekilde etkileyebileceğini gösteren en çarpıcı örneklerden biri.

Yorumum:

Tam olarak bir yazar olmasam bile bu filmin her bir detayını kendi içimde yaşadım. Gerçekten bu filmdeki sorunların hepsini yaşadım! Onun için belki bu film, “farklı hayat şartlarındaki bir başka benin beyaz perdeye yansımasıydı” benim için. Bana kalırsa ondan kendimde bir parça bulduğum için sevdim ama senin de kendinden bir parça bulup seveceğine eminim.

10- Carlito’s Way – Carlito’nun Yolu – (1993) – IMDB: 7,9

Carlito’s Way, Pacino’yu tekrardan suç kariyeri odaklı bir filmde yıllar sonra görmek demek. Carlito, yeni çıktığı hapishaneye bir daha kesinlikle geri dönmemeye ve hayatını yasal yollarla inşa etmeyi düşünen efsanevi bir uyuşturucu kaçacakçısıdır. Ne yazık ki, hapishaneden çıkar çıkmaz sessiz sakin hayat hayali suya düşer. Hayat ona dakika bir gol bir yaparak, kendini yine şiddet ve vahşetin tam ortasında bulmasına neden olur.

Yorumum:

Carlito’s Way, Scarface tadında ve IMDB’den 7.9’luk puanla ayrılan , başarılı bir yapım. Suç ve dram kategorisinde yer alıyor olmasına rağmen Carlito’s Way’de bolca güleceğiniz onlarca sahnenin olduğunu göreceksinizdir. Efsanevi bir yapım değil ancak yabana atılıp “öylesine bir film” diyerek geçebileceğimiz yavan bir yapım da değil.

11- The Insider – Köstebek (1999) – IMDB: 7,9

Gerçek bir hayat hikayesinin beyaz perdeye uyarlaması olan The Insider filminde, bir kimya mühendisinin dev sigara şirketinin sırlarını ortaya koyduğu 60 dakikalık belgeselin hazırlanması konusunu işleniyor. Al Pacino ise bu filmde karşımıza araştırmacı bir gazeteci ve bu hikayeyi yakalamak için her şeyi göze almış, Lowell Bergman rolünde çıkıyor.

Yorumum:

The Insider’ın başrolünde Al Pacino’nun yanı sıra Russel Crowe yer alıyor. Efsane ikilinin filmi baştan sona harika olmasına rağmen bu filmde Russel Crowe’un daha başarılı bir performans sergilediğini belirtmeden geçemeyeceğim. Sen n’aptın Russel reyiz, resmen ciğerimizi söktün asdkfjalsf

12- Serpico – (1973) – IMDB: 7,8

Serpico, ilginç yaşam tarzı ve onurlu karakteriyle dikkat çeken bir polis memurudur. Çalıştığı polis biriminde bu özelliklere sahip başka memurların olmaması ve kendisinin doğru yoldan ayrılmayışı, bir anda tüm polis teşkilatı ve silah arkadaşlarının ona karşı saf tutmasına neden olur. Serpico, gururlu ve onurlu bir polis memuru olmanın, adi bir polis olmaktan çok daha zor olduğunun ispatı niteliğinde bir film.

Yorumum:

Gerçek bir dram ve beyaz perdeye aktarılan bir başka biyografi filmi daha! Serpico’da Pacino yine suç dünyasının içine dalıyor. Ancak bu kez bir suçlu değil, yine polis olarak karşımıza çıkacak. Başarılı performansına rağmen senaryosunun dozunun düşük olması Serpico filmini bazen sıkıcı olmaya mahkum etse de, harika finali tüm o kasvetli havayı dağıtmayı başarıyor.

13- Frankie & Johnny – Frankie ve Johnny – (1991) – IMDB: 6,7

Hapishaneden yeni çıkan Johnny, bir kafede kendinine aşçı olarak iş bulur. Johnny’nin kafede dikkatini çeken tek şey iş değildir. Frankie adında hoş bir garsonun varlığını hemen farkeder. Frankie, Johnny’nin aksine sessiz sakin bir kadındır. Daha önce erkeklerden yana ağzı yanan Frankie’i bir sonraki ilişkisinde yoğurda üfelemeyi tercih eder. Sizce bu fırlama adam yeni yoğurt olup, Frankie’nin kalbini fethetmeyi başarabilecek mi dersiniz?

Yorumum:

Frankie & Johnny, Pacino’yu bir kez daha romantik komedi kategorisinde izleme şansına sahip olduğum ikinci filmiydi. Sea of Love’da söylediğim gibi; üstüne, baştan aşağıya suç dramasının kokusu sinen Al Pacino’nun aslında romantik komedilere daha yatkın olduğu gibi bir gerçek var. Eğer daha fazla örneğini görseydik, kesinlike daha fazla severdik.

14- Righteous Kill – Orijinal Cinayet (ler) – (2008) – IMDB: 6,0

Righteous Kill, Türk ve Rooster adındaki NYC dedektiflerinin adaletten kaçan bir suçlunun peşine düştüğü başarılı suç draması yapımı. Polisin cinayetleri başka bir polisin işlemiş olabileceği şüphesi üzerine düşmesiyle, gözler ilk olarak Türk ve Rooster’a çevriliyor. Hangisinin suçlu, hangisinin masum olduğuna karar verebilecek misiniz?

Yorumum:

Heat’den sonra Al Pacino ve Robert De Niro ikilisinin tekrar aynı başrollerde buluşturan bu film, en az Heat kadar lezzetli ve tek atımlık bir filmdi. Ayrıca Pacino ve De Niro ikilisinin başrollerini paylaştığı her filmin kendine has, ayrı bir tadı olduğunu bu filmle anlamış oldum. Keşke ikilinin gençken daha çok birlikte çalışma fırsatı olsaymış.

15- The Godfather: Part III

The Godfather üçlemesinin son filmi olarak karşımıza çıkan The Godfather: Part III, ikinci filmden tam 17 sene sonra bizlerle buluşuyor. The Godfather: Part III’de Al Pacino’yu Corleone ailesinin tüm işlerini yasallığa kavuşturma yolculuğunun sonunda izliyor ve ailesinin geldiği son noktaya tanıklık ediyoruz. Yaşlanan Michael Corleone için işler son 20 yılda nasıl gitti ve ailenin yapı taşlarının ne yönde değiştiğini The Godfather: Part III’de açık seçik görme şansına sahip oluyoruz.

Yorumum:

Bana kalırsa The Godfather: Part III, sadece gişeye oynamak için çekilen bir filmdi. Bir zamanlar efsane haline gelmiş ve yıllarca popülaritesini devam ettiren seriye yeni bir film çekmek, zaten hazırda olan seyirci kitlesinin yeni filmi sorgusuz sualsiz dalması demekti. Film tamamen boş değil ancak The Godfather serisinin ilk iki filmiyle kıyasladığımızda “finali dışında” bekleneni veremeyi ne yazık ki başaramıyor.

İzlemenizi Önerdiğim Diğer Al Pacino Filmleri

Daha önce de söylediğim gibi listeyi hazırlamak için Al Pacino’nun erişebildiğim tüm filmlerini 6 ay boyunca izledim. Gerçekten eşsiz bir seyir keyfi sunduğuna inandıklarımdan Top 15 çıkardım. Ama bu değil ki, diğer filmleri çok kötü ve izlenemeyecek kadar vasatlar. Kesinlikle izlenebilir ve beğendiğim diğer filmleri de buraya iliştireceğim. Belki onlara da göz atmak isteyebilirsiniz:

  • The Panic in Needle Park – 1971
  • Scarecrow – 1973
  • Dog Day Afternoon – 1975
  • Cruising – 1980
  • Glengarry Glen Ross – 1992
  • City Hall – 1996
  • Donnie Brasco – 1997
  • The Devil’s Advocate – 1997
  • Any Given Sunday – 1999
  • The Mechant of Venice – 2004
  • 88 Minutes – 2007
  • Ocean’s Thirteen – 2007
  • You Don’t Know Jack – 2010

Son Sözler

Yeterince uzun bir liste oldu biliyorum. Ama 6 ayda izlediğim 50+ filmin en iyi olanlarını tek bir listeye sığdırmak inanın benim için hiç kolay olmadı. Sonraki adayım Robert De Niro veya Marlon Brando olacak. Ancak bu sıralar yeni ve 6 ay sürecek bir başka sinema serüvenine hazır mıyım bilemiyorum 😄

İyi seyirler!

Yorumun mu Vardı? Buradan Alayım;